EDEBİYAT GÜNLÜĞÜ

Türk Edebiyatı Seçkileri

Ahmet Haşim’in Bir Günün Sonunda Arzu Şiiri Üzerine Düşünceler Dr. Mustafa Apaydın

Yazar bilgi-evi 31 Ağustos 2008

Ahmet Haşim’in Bir Günün Sonunda Arzu Şiiri Üzerine Düşünceler – Dr. Mustafa Apaydın

 

Ahmet Haşim, Tanzimat sonrasında gelişen Türk şiirinin en önemli şairlerinden biri olduğu halde, alışılagelmiş şiir beğenilerinin dışında bir şiir estetiği geliştirdiği için, döneminde yeterince iyi anlaşılmamış; hatta

anlamsız şiir yazmakla suçlanmıştır:

 

Haşim’in şiirinde vardır reng-ü aheng-ü hayal

Olmayan şey varsa ancak lafz veya manasıdır

Şerhederken şair Ahmet Haşim’in bir şiirini

Eyledim gaib tamamen aklı da iz ‘anı da!

 

Ancak Haşim’in en çok eleştiri konusu olmuş şiiri, herhalde ilk kez 1921 yılında Dergâh’ta yayımlanan ünlü “Bir Günün Sonunda Arzu”dur. Şiir, özellikle yazıldığı dönemde anlamsız ve kapalı bulunmuştur’.

Haşim, şiirin gördüğü tepki üzerine, şiirde anlam ve açıklık konusunu ele alan ve daha sonra Piyale önsözü olarak “Şiir Hakkında Ba’zı Mülahazalar” adıyla da yayımlanan Şiirde Ma’na adlı bir yazı kaleme almak gereğini duymuştur”. Bu yazıda Haşim, şiir için anlamın ve açıklığın mutlaka ilk anda gerekli öğeler olmadığını, asıl aranması gereken şeyin müzikalite olduğunu vurgulayarak söz konusu şiirini savunmuştur.

Ahmet Haşim’den söz eden kaynaklar, Haşim’in “Bir Günün Sonunda Arzu” adlı şiirini en iyi şiiri olarak değerlendirdiğini yazıyorlar’. Ancak şiirin o dönemin edebiyat anlayışının kabul etmekte zorlandığı bir

kapalılığa sahip bulunması, sanki hiçbir şey anlatmıyormuş gibi görünmesi, “Bir Günün Sonunda Arzu”yu neredeyse bir mit haline getirmiştir.

Şiirsel anlam konusunda Ahmet Haşim’den daha uç noktalara gitmekten çekinmeyen Cumhuriyet döneminin önemli şiir hareketlerinden İkinci Yeni’nin ilkelerinin en sadık uygulayıcılarından olan İlhan Berk,

Adam Sanat’ta çıkan “Poetika” adlı dizi yazısının bir yerinde şiirde anlamın “önemli olmadığına” değinirken sözü Ahmet Haşim’e ve özellikle de, “Bir Günün Sonunda Arzu”ya getirmiş ve bu şiirin hiçbir şey anlatmadığını şu sözlerle iddia etmiştir:

… “Bir Günün Sonunda Arzu” gerçekten de bir şey anlatmaz. Ama gene de her şey anlatılmış gibidir. Şiirin son beyti:

Akşam, yine akşam, yine akşam

Göllerde bu dem bir kamış olsam!

 

söylenmek isteneni derleyip toparlayıp söylemiştir: Akşamdır konusu; Anlatılan odur. Ama dolaylı bir biçimde anlatmıştır, öylesine dolaylı bir biçimde anlatılmıştır ki şiirin anlamından, kendisinden çok, sesi (ki ses de ‘bir tür anlamdır, bu şiirde de baş tutar), müziği, temposu, ritmi egemen olmuştur. Derinden derine bütün şiir boyunca yürüyen odur. Şiir her haliyle bu sesi, bu, 6 tempoyu vurgular .

Acaba “Bir Günün Sonunda Arzu”, İlhan Berk’in dediği gibi, gerçektende hiçbir şey anlatmamakta mıdır? Sadece bütün şiir boyunca “yürüyen” söz konusu şiirin müziği, temposu, ritmi midir? Ya da başka bir

şekilde soralım: Ahmet Haşim’in o çok üzerinde durduğu ahenk veya müzikalite bu şiirde nasıl uygulamaya konulmuştur? Ayrıca şiiri güzel kılan içeriğe ait hiçbir özellik yok mudur? Yukarıdaki soruların cevabı, ‘sanıyorum “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirine yorumlayıcı bir gözle bakarak verilebilir.

Bu yazıda “Bir Günün Sonunda Arzu’nun “bir defne ormanının ortasındaki bal kavanozu” bile olsa bir anlama sahip bulunduğu, hiçbir şey anlatmadığı yargısının yanlış olduğu kanıtlanmaya çalışılacak ve bu

şiirin şiirdeki biçim-öz ilişkisinin iyi bir örneği olduğu ortaya konacaktır. Önce şiirin metnini görelim:

 

Bir Günün Sonunda Arzu

 

Yorgun gözümün halkalarında

Güller gibi fecr oldu nümâyân,

Güller gibi … sonsuz iri güller

Güller ki kamıştan daha nâlân.

Gün doğdu yazık arkalarında!

 

Altın kulelerden yine kuşlar

Tekrarını eder ömrün ilân.

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam

Alemlerimizden sefer eyler? .

 

Akşam, yine akşam, yine akşam

Bir sırma kemerdir suya baksam

 

Akşam, yine akşam, yine akşam.

Göllerde bu dem bir kamış olsam!

 

“Bir Günün Sonunda Arzu”nun ilk kez Dergah dergisinin ilk sayısında,1921 yılında yayımlandığını söylemiştik. Ancak şiirin son şekli bu ilk basım değildir. Nitekim İnci Enginün Ile Zeynep Kerman’ın ortak çalışmalarında, söz konusu şiirde başlangıçta üç kelimenin değiştirildiği tesbit edilmiştir. Üstelik bu değişiklikler, Dergah’ın hemen bir sonraki sayısında yapılmıştır. Düzeltmelerin basım hatasından kaynaklandığı

söylenemez. Bizzat Haşim’in kendi müdahalesi ile şiirde ilk şeklin bozulduğu açıktır.

İlk değişiklik, birinci dizenin ilk kelimesinde yapılmış ve ilk basılışta “altın” olan ilk’ kelime, “yorgun”a dönüştürülmüştür. Ikinci olarak ilk bendin son dizesindeki .”fakat” kelimesi “yazık”, üçüncü olarak da ikinci bendin üçüncü dizesindeki “bu” kelimesi “her” şeklinde düzeltilmiştir.

Bu üç düzeltme de şairin şiirindeki bazı kelimelere müdahale ettiğini, anlam veya ses bakımından. yerini yadırgayan kelimeleri değiştirmede tereddüt göstermediğini ortaya koyuyor. Nitekim Enginün ve  Kerman’ın titiz çalışmalarının ürünü Ahmet Haşim Bütün Şiirleri adlı eserde de, Haşim’in bir süreli yayında yayımlanan şiirlerini kitaplarına alırken zaman zaman kelime değiştirmeleri yaptığı izlenmektedir.

Bu durum, Haşim’in şiirde işçiliğe çok önem verdiğini, anlık ilhamlardan yararlanarak şiir yazmadığını, aksine kelimeleri seçişte çok titiz davranarak şiir metnini mükemmelleştirmeye çalıştığını göstermektedir.

Değiştirilen ilk kelimeye bakalım: Eğer ilk dizede “Altın gözümün halkalarında” şekli korunsaydı, anlam bakımından “altın” kelimesinin sağlayacağı renk çağrışımını hissedecektik. Belki gül’le altın arasındaki

renk ilişkisini de düşünecektik, “Altın göz”ün uykusuzluktan, yorgunluktan kızarmış göz olduğunu da tahmin edecektik. Fakat “altın” kelimesi, kavramsal olarak yorgunluk ve uykusuzluk durumlarını karşılayabilmekten

uzaktır. Ayrıca Ahmet Haşim’in renk kullanımındaki sıklıkları araştıran Dt. Necdet Bingöl’ün verdiği rakamlara göre “altın”, renkler arasında üçüncü kullanım sıklığına sahiptir; fakat bunların hiçbirinde “altın”, bir

olumsuzluğu, uykusuzluğu niteleyen bir sıfat olarak kullanılmamıştır”, “Altıngöz” imgesi, aynı yazarın tesbitine göre, toplam dört kez kullanılmıştır:

 

Şimdi zer gözleriyle ta öteden

Gam-ı ervâhı vecde da ‘vet eder.

Biri altın göziyle, guya ki,

Sana ey kalb-i mübhem ü baki

“Gel!” diyor.

Lakin sen

Dudakların yine pür-hande, gözlerin pür-zer,9

 

Görüldüğü gibi yukarıdaki örneklerin hiçbirinde “altın göz” imgesi, yorgunluk ya da uykusuzluk çağrıştıracak bir birleşimle değerlendirilmemiştir. Ayrıca ikinci bendin ilk dizesindeki “altın kuleler” tamlamasında

“altın” kelimesi, ilk kullanıma göre çok farklı bir anlama gelecek şekilde değerlendirilmiştir. Öte yandan kavramın iki kez tekrarlanması, şiir mükemmelliğini zedeleyici, şairin imge dünyasını daraltıcı bir sonuç doğurabilecekti. Bu nedenlerle ilk değişikliğin gerekli olduğu ve şiirde iç ahengi, anlam bütünlüğünü sağladığı, imgesel çelişkileri ortadan kaldırdığı ileri sürülebilir.

İkinci değişiklik, “Gün doğdu fakat arkalarında” dizesinde “fakat”ın yerine “yazık”ın getirilmesiyle oluşturulmuştur. İlk basılıştaki şekilde dize bir durumu saptıyor. Önceki dizelerde söz konusu edilen güllerin arkasından güneşin doğduğunu vurguluyor. “Fakat” kelimesi, devam eden bir durumun değiştiğini gösterme işlevini yerine getiriyor. Ancak dize, ilk haliyle bu değişikliğe dair, şairin olumlu-olumsuz hiçbir yargısırıılçermiyor.

Oysa “fakat”ın yerine “yazık”ın getirilmesiyle tabiata tepkisiz olan gözlemci/şair, zamanın tabii akışını yorumlayan, değişikliğe tepki duyan bir karaktere sahip kılınıyor. Çünkü “yazık” kelimesi, açıkça zaman değişikliğini olumsuz yönde yorumlayıcı bir yargıya zemin hazırlamıştır. Bu yüzden ikinci kelime değiştirmenin de şiirde anlam farklılaşmasına yol açtığı düşünülebilir. .

Şiirde yapılan üçüncü kelime değişikliği ise, “Kuşlar mıdır onlar ki bu akşam” dizesinde “bu”nun “her” ile değiştirilmesinden ibarettir. İşaret sıfatı olarak “bu” kelimesi, önüne geldiği ismin zaman ve mekan bakımından

sınırlanmasına yol açar. “Bu akşam” denildiğinde, herhangi bir akşamdan değil, şimdiki zamana ait zaman diliminden söz edilmektedir.

Yani akşam, yaşanılan an’a ait kılınmaktadır. Bu bakımdan şiirdeki anlamı düşündüğümüzde, kuşların alemlerimizden sefer etmesi, şiirin ilk haliyle, sadece şairin şiirini oluşturduğu zamana ait bir gözlemdir. Oysa

“her” sıfatı, bu sınırlılığı ortadan kaldırmış ve kuşların akşam vakti uçuşuna getirilen orijinal yorum, sürekli tekrarlanan bir eyleme dönüştürülmüştür.

Bu da kuşkusuz şiiri, anlam bakımından, öncekine göre daha derinliğe sahip kılmıştır.

Kısaca, “Bir Günün Sonunda Arzu”, şairin bizzat müdahalesi sonunda kelime değişikliklerine baş vurulmuş bir şiirdir. Dikkat edilirse bu değişikliklerin anlam genişlemesi sağladıkları görülür. Yani, müzikalite bakımından

çok büyük bir farklılaşma ortaya çıkmamış; yapılan değişiklikler, daha çok anlam farklılaşmasına yol açmıştır. Bu bakımdan daha şiirin içerik incelemesine girmeden de, Haşim’in şiirdeki anlamı önemsediğini söyleyebiliriz.

“Bir Günün Sonunda Arzu” şiirinin ilk basılışına yapılan müdahaleler, sadece kelime değişiklikleri olarak gerçekleşmemiş: Piyale’nin ilk baskısında da Dergah’taki şekil korunduğu halde, 1928 baskısında şiirden

bir dize çıkarılmıştır. Şiirin Dergah ve 1926 baskılarında son bent şöyledir:

 

Akşam, yine akşam, yine akşam,

Bir sırma kemerdir suya baksam

Üstümde sema kavs-ı mutalsam!

. Akşam, yine akşam; yine akşam,

Göllerde bu dem bir kamış olsam”

 

Haşim, Piyale’nin 1928 yılında yapılan ikinci baskısında yukarıda altı çizili yazılan dizeyi şiir metninden çıkarmıştır. Değişiklik, şairin sağlığında yapıldığı için, şiirin son şeklinin incelemeye esas alınması gerektiği

açıktır. Ancak şiir metnini yayımlayan bazı kaynaklarda, bu sonradan çıkarılan dizenin korunduğu görülmektedir”.

“Bir Günün Sonunda Arzu” metninden Ahmet Haşim’in neden söz konusu dizeyi çıkardığı ise, cevaplandırılması gereken önemli bir sorudur. Aslına bakılırsa adı geçen dize, şiirin son bendindeki müzikal yoğunluğa son derece uygundur. Dizede tekrarlanan sesler, bendin ses öbekleşmesiyle aynıdır. Denini- ahenk bakımından da “sema” ile “kavs” ve “mutalsam” kelimeleri, birbiriyle hem anlam hem de ses uyumu içindedir.

Bu bakımdan dizenin şiirdeki müzikaliteyi bozduğunu söylemenin imkanı yoktur. Bu dizenin atılmasının nedeni, anlam ila ilgili olmalıdır. Ahmet Haşim, “Bir sırma kemerdir suya baksam” dizesinde vurgulanan

anlamın yeterli olduğunu düşünmüş olmalı ki, aşağı yukarı ayın anlam dairesinde düşünülebilecek “Üstümde sema kavs-ı mutalsam”ı şiirden çıkarmıştır.

Görüldüğü gibi “Bir Günün Sonunda Arzu”, son şeklini alıncaya kadar bazı değişikliklerden geçmiştir. Bu değişikliklerin yukarıda dile getirilenlerinin tamamı, bizzat Haşim tarafından gerçekleştirilmiştir. Söz

konusu şiirin şair tarafından ortaya çıkarılan son şeklinin dışında, çeşitli yayınlarda ufak bazı değişikliklere uğratıldığı d~ görülmektedir. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı, ilk kez Fecr-i Ad topluluğu tarafından

kullanılan noktalama işaretlerinden yan yana iki nokta (..) işaretinin üç noktayla karıştırılmasıdır. 1928 baskısında ve Enginün-Kerman baskısında, Güller gibi.. sonsuz, iri güller şeklinde yazılı bulunan dize, Asım Bezirci”, Kenan Akyüz”, Atilla Özkırımlı” tarafından aşağıdaki imlayla yazılmıştır:

Güler gibi… sonsuz, iri güller

Bu iki nokta, Fecr-i Ati’ye mensup sanatçılar tarafından çok kullanılan bir noktalama işaretidir. Daha çok okuma sırasında bir miktar duraklama yapılacağını göstermektedir. işlev bakımından üç noktadan farklı yerlerde kullanılmıştır.

Görüldüğü gibi “Bir Günün Sonunda Arzu”, şiir metni olarak, hem Haşim hem de şiiri sonradan yayımlayan araştırmacılar tarafından, ilk basılışından sonra, önemli ölçüde değişikliğe uğratılmıştır. Yukarıda verilen

“Bir Günün Sonunda Arzu” metni, şiirimizin şair tarafından belirlenen son şeklidir.

“Bir Günün Sonunda Arzu”, aruzun mef’ülü/mefü’Ilü/fe’ülün kalıbıyla kaleme alınmış bir şiirdir. İki kapalı, iki açık hecenin ritmik bir şekilde birbirini izlediği bu kalıp, şiirde vezne dayalı bir ahenk yaratılmak

istendiği zaman kullanılabilecek kalıplardan biridir. Yine de bu kalıpla sağlanacak ahengin “mutantarı” olmadığı açıktır.

Şiirin bir dizesinde, monotonluğu kırmak amacıyla, şiir cümlesinin kesildiği, “takti”e uygun olamayan bir duraklama yaratıldığı görülmektedir.”Güller gibi.. sonsuz iri guller,” dizesinde veznin yarattığı yeknesak

ahengin engellendiği söylenebilir. Fakat bunun dışında, veznin sağladığı ahenge müdahale edilmiş sayılamaz.

Şiirde aruz hatası sayılabilecek kullanıma rastlanmıyor. Zihaf bir tarafa, şiirde imaleye bile başvurulmamıştır. Yalnız, şiirde yaygın olarak ulama kullanıldığını görüyoruz. Toplam olarak beş ulamanın bulunduğu

şiirde ilk bentte hiç ulama yoktur. Ulamanın en yoğun olarak kullanıldığı bent, ikinci benttir. Biri dışındaki ularnaların tamamı bu benttedir:

Altın kulelerden yine kuşlar, , .

Tekrôrını ömrün eder i’lôn

Kuşlar mıdıronlarki her akşam,

Alemlerimizden sefer eyler

Son ulama ise, son bendin son dizesinde yapılmıştır:

Göl/erde bu dem bir kamış olsam

Tamamı üç bentten meydana gelen bu şiirde ortadaki bentte, ilk dize hariç, toplam dört ulama bulunması, dikkat çekici bir özelliktir. İlk anda ulamamn anlamı ikinci derecede önernli bir öğe haline getireceği beklenir.

Çünkü üç dize içinde dört kez, okuyuşta kelimelerin asli şekillerini bozucu bir uygulamaya başvurulmuştur. Ancak Haşim’in şiirinde ulama, anlam bozucu bir aruz hatası olmaktan çıkarılmış, ahenk sağlayıcı bir işlevle

kullanılmıştır. Şiirdeki ularnalara dikkat edilirse biri dışında tamamının”r” sesiyle yapıldığı görülür. Diğeri de sızıcı bir ünsüz olan “ş”dir. Bir dişeti ünsüzü olan “r” sesi, sesbilim terminolojisine göre “çarpmalı”ve “ötümlü” ünsüzler grubuna dahildir. Ancak; “r” ünsüzünün kelimenin sonunda yer alması durumunda “ötümsüz” ve “sızrnalı” olduğu ileri sürülmektedir”.Bu durumda sonu ötümsüz “r” ile biten kelimelerde ulama yapılarak şiirdeki ahenk bir “ölçüde korunmuş, “r” tekrar ötümlüleştirilmiştir, denilebilir. Özellikle ikinci bendin üçüncü dizesinde bulunan iki ulamanın sistemli bir şekilde kullanıldığı görülmektedir: “Kuşlar mıdır onlar ki her akşam,” dizesindeki toplam beş kelimeden üçünün sonu “r”ile bitmektedir. birinci ve ikinci, dördüncü ve beşinci kelimeler arasında ulama yapılmıştır. Ortada kalan tek kelime ise “ki” edatıdır. Sonu “r” ile bitip de ulama yapılmayan tekkelime “onlar” dır.Üç bentte meydana gelen, fakat bentlerdeki dize sayısı birbirini.tutmayan “Bir Günün Sonunda Arzu’Inun kafiye örgüsü de düzenli değildir.Şair katiye kullanmakla birlikte, dizelerin sonunu sistemli bir şekilde aynı seslerle bitinnemiştir. Bununla birlikte şiirde katiyenin, özellikle son bentte bir ahenk artırıcı öğe olarak kullanıldığını da belirtelim. Ahmet Haşim gibi, şiirde anlamdan çok, müzikaliteyi ön plana çıkaran bir sanatçının şiirinde müzikaliteyi sağlayan ses öbekleşmesine dikkat etmesi çok normaldir. Bu şiirde de Haşim’in müzikaliteyi sağlayıcı birtakım ses tekrarlarına başvurduğu görülmektedir. tık bentte “g” sesi etrafında bir ses öbekleşmesi göze çarpmaktadır.”Gözümün”, “güller”, “gibi”, “gün” kelimelerinde dikkat edilirse ilk heeelerin hemen hemen aynı sesi verdikleri görülmektedir. “Gibi” dışındakiler inince ve yuvarlak sıradan ünlü aldıkları görülmektedir.

Yine aynı bentte ses öbekleşmesinin dışında, kelime tekrarları damüzi kaliteyi sağlayan bir öğedir. “Güller” kelimesi, bent içinde toplam dörtkez, “gibi” iki kez tekrarlanmıştır. “Güller gibi” kelime grubunun iki kez tekrar edilmesi, bentte bir ahenk yoğunlaşmasına yol açmıştır. İkinci bentte ise larıler ses öbekleşmesi görülmektedir. “I” sesinin dışında “r”, “h”, “d” ve “f” seslerini de aynı öbekleşme içinde düşündüğümüzde, ikinci bentte ses tekrarlarının görüntüsü şöyle olmaktadır:

Altın kulelerden yine kuşlar

Tekrarını ômrün eder ilan.

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam

Alemlerimizden sefer eyler?

Görüldüğü gibi, hemen hemen aynı sesler, bir bent içinde toplam on kez tekrarlanmıştır. Bu durum da yoğun bir ahenk yaratmaktadır. Ahenk bakımından en dikkati çeken bent, son benttir. Bent, “akşam” kelimesinin sürekli tekrarlanması üzerine kurulmuştur. Kelime, toplam altı kez tekrar edilmiştir. Aynca “akşam” kelimesini ses olarak hatırlatan “baksam”, “kamış” kelimelerinin de bent içinde yer alması, bendi hemen hemen aynı seslerin tekrarlandığı bir ahenge ulaştırmaktadır.

Görüldüğü gibi, “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirinde, veznin ve kafıyenin sağladığı ahenkten çok daha fazlası yapılmış, ses tekrarları müzikalite sağlayıcı öğe olarak kullanılmıştır. üzellikle son, bentte sadece ses tekrarıyla yetinilmeyip yoğun oranda kelime tekrarına başvurulması, bir ahenk yoğunlaşmasına yol açmıştır. “Akşam” kelimesinin altı kez tekrarlanması, şiirin ses bakımından normalin üstünde bir tınıya sahip olmasını sağladığı gibi, anlama ait bir vurgulamayı da taşımaktadır. Şiirin adının “akşam’ Ta ilişkili olması dolayısıyla şair, “akşam” kavramını, hissettirmek için, kelime tekrarına başvurmuştur. Aynı kelimenin sürekli tekrarlanması,

akşamırı gittikçe yoğunlaşan karanlığına da denk düşmektedir.

Bu bakımdan ses tekrarlarımn, bu şiirde, sadece basit bir ahenk öğesi olarak değerlendirilemeyeceği ileri sürülebilir. Yaratılan ahenk, aynı zamanda şiirsel anlamla yakından ilişkilidir.

“Bir Günün Sonunda Arzu”, Ahmet Haşim’in en çok ele aldığı bir temi devam ettirmektedir. Şiirde Haşim’in “O Belde” ve “Yollar” gibi §iirlerinde de ele aldığı başka bir aleme göçme özlemi dile getirilmiştir. Ilk bakışta şiirin adı da bu özlemi çağnştıracak bir anlama sahiptir. “Bir günün sonu” kelime grubu, anlam olarak “akşam” a denk düşmektedir.

Yani şiirin adından, şiirde akşam vakti. gerçekleşmesi istenen bir arzu dansöz edildiği anlamını çıkarmak mümkündür. Nitekim şiirin son bendi debu arzuyu dile getirmektedir: “Göllerde bu dem bir kamış olsam!” Bu dizedeki arzunun Haşim’in “O Belde”sindeki ütopik ülkeyle bağlantısının kurulması ise daha fazla açıklamayı gerektirmektedir.

Şiir, İlhan Berk’in iddia ettiği şekilde, akşamı konu olarak almış sayılamaz. Şiirin büyük bir kısmı, sabahın oluşu ve sabahla ilgili izlenimler üzerine kurulmuştur. Nitekim ilk bent, “fecrin nümayan olma sı”nı ve ardından güneşin doğmasını dile getirmektedir. Ikinci benttede kuşların ÖIDfÜn devamını ilan etmesi, zaman olarak sabaha ait bir anlam taşımaktadır. çünkü akşamla birlikte yuvalarına çekilen kuşlar, ancak sabahleyin güneşin doğuşundan sonra ortaya çıkıp sesleriyle, varlıklanyla hayatın devam ettiğinin tanığı olabilirler. Bendin son iki dizesi ise, akşam motifine geçiş yapılmasını sağlayacak bir soruyu içermektedir:

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam

Alemlerimizden sefer eyler? .

Burada sabahleyin ÖIDfÜn tekrarını ilan eden . kuşlann, akşamları”alemlerimizden sefer” eyleyip eylemedikleri sorgulanıyor. Kısacası ikincibent de konu olarak akşama ait bir değerlendirmeden söz etmiş sayılamaz.

Akşam, ancak son bentte ele alınmıştır. İlk bentte geceyi uykusuz geçirmiş bir insanın sabahın oluşuna ait

duygulan üzerinde durulmuştur. Haşim’in diğer şiirlerinde de gecenin önemli bir yeri vardır. Akşam kadar olmasa bile, gecenin, özellikle de mehtaplı gecenin şaire realiteden uzaklaşma, günün çirkinliklerinden

kaçıp hayallere dalma fırsatı verdiği görülmektedir. “Şi’r-i Kamer”in başındayer alan “Kari’e” başlıklı şiirde şair geceye verdiği önemi şöyle dilegetirmiştir:

Muzlim şeceristan arasında

Esrar ile yekpôre münevver

Bir yoldur açılmış sana derdim

Ka’ri bu kitabın gecesinde

Mehtôbı seninçün yere serdim”.

 

Bu ifadeden Haşim’in kendi iç dünyasıyla gece arasında bir paralellik kurduğu söylenebilir. Gece, aynı zamanda hayalde de olsa sevgiliyle birlikte geçirilen bir zaman dilimi olduğu için Haşim’in şiirlerinde güzel olanın bir ifadesidir. Göl Saatleri’nde “Birlikte” adlı şiir, geceye sahip çıkışı şöyle dile getir-omektedir:

Bütün bizimçündür

Nuküş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül

Gibi üstünde titreyen bu sema;

Gecenin dallarında şimdi açan

Bu kamer,

Bu altın gül..

Yani gece, Haşim ıçın hayallere daIma fırsatının ortaya çıktığı zaman dilimidir. Bu bakımdan şiirde geçen yorgun göz imgesi, olumsuz ve yıpratıcı bir geceye gönderme yapıldığı şeklinde değerlendirilemez. Nitekim şair, yine aynı bent içinde, güneşin doğmasına tepki duyan bir insan kimliğiyle karşımıza çıkmıştır. Burada şairin bütün bir gece boyunca neden uyumadığı, yorgunluğa kendini niçin mahkum ettiği açıklanmarnış,

kapalı bırakılmıştır. Yalnız yine de bu yorgunluğun mutsuzluktan ya da olumsuz şartlardan kaynaklanan bir fiziksel durum olduğunu söylemek zordur. .

Burada dikkatimizi çeken bir başka husus da gül kelimesinin orijinal sayılabilecek bir benzetme ilişkisi içinde kullanılmasıdır. Şiirde fecir, rengi itibariyle güle benzetilmiştir. Ayrıca fecrin bulutların arkasından dalga dalga ortaya çıkmasıyla gülün yaprakları arasında da bir benzerlik bulunmaktadır. Gülün kızıl oluşu, Divan edebiyatında bülbül-gül hikayesi çerçevesinde değerlendirilen şiirlere konu olmuştur. Mantıksal bakımdan gül ile fecrin benzerlik ilişkisi içine sokulmasında bir aykınlık yoktur. Nitekim Divan şiirinde güle ait göndermeler silsilesi içinde gülün”çak-ı giriban” olması vardır. Fecir de gecenin. karanlığını yırtarak oluştuğundan

gülle fecrin anlam ilişkisi içinde kullanılması, gelenekteki gül mazmununun dikkate alındığını göstermektedir. Yine bu bentte gülün klasik çağnşımları içine yerleştirilebilecek bir başka. anlamı daha göz önünde bulundurulmuştur. GÜı, çabuk solması, bahar mevsiminde kısabir süre açması dolayısıyla. hayatın, mutluluğun, güzel olan şeylerin geçici olmasıyla bağlantılı bir benzetme öğesi olarak kullanılır. Gül mevsiminin

kısa sürmesiyle fecir arasında, geçici olmak bakımından, bir ilişki kurulabilir. çünkü fecir de çok kısa süren bir tabiat olayıdır. Nitekim,”Güner ki kamıştan daha nalan” dizesinde d,e gülün canlılığını çabuk

kaybeden bir bitki oluşuna yönelik bir anlam vardır. Dizede geçen “nalan” kelimesi, gülün tazeliğini kısa sürede yitiren bir bitki oluşuna aitbir gönderme içeriyor. Sadece bir dizedeki anlamı dikkate alırsak gülün

inleyişini gül imgesine yeni bir katkı olarak düşünebiliriz. Ancak bentte gülün fecre ait bir benzetme ögesi olduğu unutulmamalıdır. Burada fecrin geçici bir tabiat olayı oluşuna karşı duyulan tepki, inleyen gül imgesinin

yardımıyla dikkatlere sunulmuştur. Ayrıca güllerin kamıştan daha nalan olması, “kamış” kelimesi etrafında oluşan telmih öğelerini de düşündürüyor.

Dini-tasavvufi edebiyatın “kamış”a ve ondan yapılan “ney”e yaratılışa ait sırları bilme özelliği vermesi ve neyden çıkan sesleri Tanrı’dan uzak oluşa yorması, kamışların “nalan” olmalarını açıklamaktadır. Yani “kamış”ın “nalan” oluşu, klasik edebiyatta özel bir çağrışım alanı yaratmıştır. Güllerin kamiştan daha nalan olması ise, Ahmet Haşim’in yarattığı bir imgedir. Fakat yukarıda da görüldüğü gibi, güle,”kamış”a dair, Divan edebiyatının yarattığı çağrışunlar sistemi, imge yaratılırken göz. önünde bulundurulmuştur. Şair, fecir zamanının kısalığını

ve buna duyduğu tepkiyi inleyen gül imgesiyle dikkatlere sunmuştur. Gül imgesinin fecirle benzerlik ilişkisi içinde kullanılışı, ilk bendin son dizesini de anlaşılır kılmaktadır. Kamıştan daha “nalan” olan güllerin

arkasından güneşin doğması, bir hayıflanma ifadesiyle anlatılmıştır. Bu da yorgun gözlerin sahibinin, yani şairin çok kısa süren fecir kızıllığının güzelliğinin güneşin doğuşuyla birlikte kaybolmasına karşı duyduğu

üzüntüyü göstermektedir. İkinci bendin ilk iki dizesinde, güneşin doğuşundan sonra tabiattaki canlanma dile getirilmiştir: .

Altın kulelerden yine kuşlar

Tekrôrını ömrün eder ilan.

Kuşların sabahleyin yuvalarından çıkıp sesleriyle varlıklarını duyurması, kuşlara örnrün tekrarını ilan görevinin verilmesine yol açmıştır. Ornrüntekrarını ilan eden kuşlar imgesinde, imgeye uygun bir fon yaratıldığı

Dikkati çekmektedir. Kuşlar, sanki bir kalede kalk borusu çalan muhafızlara benzetilmişlerdir. “Altın kuleler” imgesi, ilk bakışta kale kavramını akla getiriyor. Aynı zamanda “altın” kelimesinin. Divan edebiyatında kazandığı anlamlar açısından da, “kuleler” sözüne uygun olduğu görülüyor.”Altın”, Divan edebiyatında değerli bir maden olmasının, az bulunurluğunun yarattığı anlam alanı dışında, parlaklığı ve rengi dolayısıyla, güneşin

mazmunu olarak kullanılmıştır (zer-i hurşid). Şiirimizdeki “altın” sözününde güneşin doğuşunu çağrıştığı söylenebilir. “Altın”, “güneş’lin mazmunuolunca güneşe ait çağrışımların da tesbit edilmesi lazımdır. Güneş,

eski inanışta bütün ‘gök cisimlerinin sultanıdır”. Sultanlık ise mekan çağrışımları olarak saray, kale, kule gibi kavramlan düşündürmektedir.

Bu bakımdan “altın kuleler” imgesini, eski edebiyatımızdaki güneş padişah mazmununu dikkate almış bir şairin yaratması olarak değerlendirmek mümkündür. Kuşlar da satay dekorunu tamamlayıcı bir öğe olarak kullanılmıştır. Kuşlar, güneşin hüküm sürdüğü zaman diliminin başladığını bildirmekle görevlendirilmişler gibi bir anlama ulaşılmaktadır. Aslında kuşlar, sabahın olduğunu insanlara sesleriyle ilk duyuran varlıklardandır. Bu bakımdan şairin sabahın oluşuna ait dikkatleri, bir realiteye dayanmaktadır. Ancak, Haşim, bu realiteyi estetize edilmiş bir görüntü haline koymayı başarmıştır.

Kuşların örnrün tekrarını her sabah yeniden ilan etmesi, sesle olur. Bu da Haşim’in hayal dünyasından uzaklaşması anlamına gelmektedir. Bu yüzden güneşin doğuşunun ardından hayatın devam ettiğini kanıtlayan

seslerin duyulmasını, rahatsız edici bir durum olarak değerlendirmeliyiz.  İkinci bendin son iki dizesinde ise şair, akşam imgesi çerçevesinde ele alınabilecek önemli bir soru soruyor:

Kuşlar mıdır onlar ki her akşam.

Alemletimizden sefer eyler?

Burada her akşam tekrarlanan bir eylem, çok farklı bir anlam çerçevesinde dikkatlere sunulmuştur. Kuşların, diğer canlılarla birlikte, akşamları yuvalarına çekildikleri, bilinen bir gerçektir. Fakat Haşim, bu eyleme

alemlerden sefer eylemek görevini yüklemek istemiştir. Kuşların her akşam tekrarladıkları yuvaya dönme ve ortalıktan çekilme eyleminin başka bir aleme sefer eylemek olup olmadığını soran şair, aslında kuşlar

aracılığıyla kendi yaşanılan hayattan uzaklaşma arzusunu dile getirmiştir. Böylece akşamla birlikte başka bir aleme göçme fikri, ilk kez ikinci bendin son iki dizesinde dile getirilmiştir. Burada akşam kavramının nasıl olup da başka bir aleme göç etme düşüncesini verdiği üzerinde durulmalıdır. Haşim, bilindiği gibi, gündüzü

eşyanın çikinliklerini gösterdiği için sevmez, akşamı ye geceyi, özelliklede mehtaplı geceyi ise, çirkinlikleri gizlediği ve hayale dalma fırsatını verdiği için severdi19. Akşam aynı zamanda yarattığı renk zenginliğiyle

de Haşim’i reel dünyadan uzaklaştıran bir atmosfere sahiptir. Bu bakımdan sanatçının kuşların her akşam. İç güdüsel olarak yaptıkları harekete dünyadan sefer eylemek özelliği katması, her şeyden önce akşamın renk

ve görüntü itibariyle bu düşüneeye uygun bir ortam yaratmasından dolayıdır. Öte taraftan kuşlara sefer görevinin verilmesi, kuşların uçma yeteneğine sahip bulunmalanndandır.Toprağa bağlı yaşamak zorunda bulunan insan için kuşların bu yeteneği, her zaman imkansıza karşı duyulan özlemle birlikte anılmış, eski edebiyatta olağanüstü kuşlar hakkındaki telmih öğeleri sıkça kullanılmıştır (kaknus, anka). Haşim ise kuşların uçma özelliklerini başka bir aleme sefer eylemek şeklinde yorumlamıştır. Elbette ki kuşların büyük bir kısmının göçücü olmasının da sefer eylemekle ilişkisi bulunmaktadır. Ancak Haşim, kuşlan sadece basit bir imge olarak

kullanmış sayılamaz. Kuşlara hayal dünyasında çok önemli bir rol vermiştir. Bir başka şiirinde güneşin batışına bulduğu güzel neden, kuşlardır:

Gurüb u hem ile perverde ruh olan kuşlar

Kızıl kamışlara, yakut aba konmuşlar;

Ufukta bir ser-i maktü ‘u andıran güneşi

Sükut u gamla yemişler ve şimdi doymuşlar”.

Yukandaki şiirde de görüldüğü gibi Haşim, kuşların “güneşi yiyerek” akşamın gelişini sağladıklarını söylüyor. Bu durumda kuşlar, akşamın gelişinde birinci derecede rol sahibi yapılmıştır. Kuşların kızıl karmşlara ve

yakut aba konmalan da akşam dekorunda kuşların ne derece önemli olduğunu gösteriyor. Onun “Göl Saatleri” adlı kitabının bir bölümünün “Göl Kuşları”na ayrılması, kuş imgesinin kendisi için önemli olduğunu gösteriyor.

çünkü kuşlarda insanlarda olmayan önemli bir özellik vardır:

Uçmak. Yani Haşim, kuşlan her akşam alemlerimizden sefer ettirirken, atmosferi oluşturan zaman diliminin kendi iç dünyasındaki çağrışımlanrıı ve bunlann kuşlarla, göç düşüncesiyle bağlantısım çok başanlı bir şekilde

kurmuştur.

İkinci bendin son iki dizesinde ortaya çıkan başka bir dünyaya göçme düşüncesi, büyük bir özlem olarak son bentte tekrar ele alınmıştır. Gerçi kuşların alemlerimizden sefer eylemesinde de, bu yeteneğe sahip

olamayan insanın ruh hali görülüyordu; ancak son bent, özlemi şiirin adına uygun bir arzuya dönüştürmüştür.

Akşamın yoğunluğu ve insanda çok çeşitli duygular uyandırdığı vurgulanmak istenirrniş gibi, “akşam” kelimesi son bentte ‘iki dize içinde toplam altı kez tekrarlanmıştır:

Akşam, yine akşam, yine akşam

Bir sırma kemerdir suya baksam

Akşam, yine akşam, yine akşam

Göl/erde bu dem bir kamış olsam!

 

Akşamın Ahmet Haşim için özel bir anlamı vardır. O, akşamın ve yarı karanlık zamanların şairi olarak bilinir. Nitekim yakın arkadaşı Abdullah Şinasi Hisar, Haşim’in dünyasını şöyle tasvir etmektedir:

Ahmet Haşim’in şiirinde kendine mahsus bir alemi ve hususi bir saati vardır. Hakikati vazılı gösteren, hayale müsait olmayan güneşin. ufka veda ederek çekildiği ve kızıllığmırı aksiyle bütün tabiatin,suların, ağaçların ve kuşların tutuşmuş gibi göründükleri ve kanıyor hissini verdikleri bir zaman yok mudur? Işte Ahmet Haşim’in sevdiği saat bu zamandır. O şiirlerinde hep bu gurubun döktüğü kanları, suların alevini, dalların ve ağaçların yanan hallerini ve kuşların alevden halkolunmuş gibi görünmelerini tasvir etmiş, hep “bir günün sonunda iki

akşarnın kanayarak geceye döküldüğü zamanların şairi 01-ıımuştur.

Kendisi de “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı ünlü yazısında şiirde anlam ve açıklık konusunu ele alırken şiirle akşam arasındaki ilişki konusunda şu dikkate değer düşünceleri ileri sürmüştür:

… Şiirler var ki sular gibi akşamla renklenir ve ağaçlar gibi mehtabla gölgelenir.. güneşin ziyasında ise bu aynı şiirler, teneffüs edilmez bir buhar olur. Uzaktan gelen bir çoban kavalını veya bir bahçıvan şarkısını dinleyerek ağlamak istediğimiz yaz geeelerindeki ruhumuz, öğlelerin hararetinde taşıdığımız o ağır ve baygın ruhun eşi

midir?22

Görüldüğü gibi Haşim, güneşin tabiatı çirkinleştirdiğini ileri sürüyor. Akşamı ise tam tersine renkli ve ruh okşayıcı bir zaman dilimi olarak değerlendiriyor.

.

Bu bakış açısının “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirinde de egemen olduğu söylenebilir. Bu şiirde de güneşin doğuşuna hayıflanan, geceden getirdiği ve fecrin kızıllığıyla renklenen hayallerinin sona erdiğine üzülen

bir şairi hissetmernek mümkün değildir. Akşam, güneşin batışından sonra eşyanın büründüğü kızıl renk,

Haşim’in en çok tercih ettiği renklerden biridir. Etrafın yarı karanlık olduğu, eşyanın kendi gerçek rengini yitirip kızıl ve laciverd renge büründüğü akşam saatleri, Haşim’e hayallere dalma, yaşanılan dünyanın çirkinliklerinden

uzaklaşma imkanı vermiştir. Esasen kırmızı da, renk olarak tarihte her zaman olumlu çağnşımlar için kullanılmıştır. Divan şiirinde deşarabırı rengi, gül, sevgilinin yanağı. dudağı, aşığın ahı, gözyaşı dolayısıyla

kırmızı renge başvurulmuştur. Yani kırmızı renge eğilim, sadece Ahmet Haşim’e özgü bir durum değildir. Ancak Haşim, kırmızının değişik tonlarını kullanmasının yanında, bu rengi genellikle akşama ait gözlemlerini dile getirirken tercih etmiştir. Akşamın rengi, Haşim’e hemen daima güzellikleri. realiteden kaçışı çağnştırrnıştır. “Akşam”, Siyah Kuşlar”,”Merdiven”, “Havuz”, “Olmek”, “Zulmet”, “O Belde”,”Yollar”, “Geldin” gibi şiirlerinde de akşam motifini kullanan Haşim, akşamda realiteden kaçış için gerekli ortamı bulmuştur. “Bir Günün Sonunda Arzu’tdaki kuşların başka alemlere sefer eylemesi imgesinin bir benzeri

“Yollar”da bulunmaktadır:

Yollar

Ki gider kimsesiz, tehi, ebedi, ,

Yollar hep birer hatt-ı pür-sukiu oldu

Akşamın sine-i gubôrında:

Onlar

Hangi bir belde-i haydie gider,

Böyle sessiz ve kimsesiz şimdi’13

Yani Haşim, akşamı bir başka alemi arayışın, realiteden kaçışın zamanı olarak değerlendirrniştir. “Bir Günün Sonunda Arzu’Inun son bendi, ilk anda ne anlattığı kolayca söylenemeyecek bir özelfiğe sahiptir. Bunda kuşkusuz, ikinci dizeninve özellikle de “Göllerde bu dem bir kamış olsam” dizesinin payı büyüktür.

Haşim’i tezyif etmeyi amaçlayan yazıların büyük kısmının sözkonusu dizeden hareket ettiği söylenebilir.

Dörtlüğe egemen olan akşam imgesinin Haşim’deki genel anlamından hareket ederek, bu şiirde de akşamın şaire başka bir dünyaya geçebilme ortamı yarattığını iddia edebiliriz. Bu iddiayı desteklemek amacıyla

Haşim’in kullandığı bazı kelimelerin poetik çağnşımlarından da yararlanmak mümkündür. Bütün çağrışımlar, bizi alemlerimizden sefer eylemek arztısuna götürecektir.

Son bendin ikinci dizesi, akşamın şairde bıraktığı izlenim üzerine kurulmuştur:

Bir sırma kemerdir suya baksam

Burada akşam, suyun üzerindeki görüntü ve renklerle dikkatlere sunulmuştur. Suya yansıyan görüntüler bir sırma kemere benzetilmiştir.

Ahmet Haşim’in şiirlerinde su ile ilgili göndermeler, Şi’r-i Kamer’deki Dicle’yi fon olarak kullanan şiirler hariç, çoğunlukla durgun suya yöneliktir. O, daha çok gölleri veya havuzu tercih etmiştir. Göl Saatleri’nin

ünlü Mukaddime’sinde “eşkal-i hayat”, hayal havuzundan seyrediliyordu. Yani Haşim, suyun eşyanın görüntülerini yansıtabilme özelliğini dikkate almıştır. Suyun hayatın şekillerini yansıtabilmesi için, mutlaka

durgun ve hareketsiz olması lazımdır. Ote taraftan suda yansıyan görüntü gerçeğin kendisi değildir. Görüntüler suyun yüzünde tersyüz durumdadır. Aynca suyun durgunluğu aynada olduğu gibi, katılaşmış bir durgunluk da

değildir. Ne kadar hareketsiz olursa olsun suyun yüzeyi ayna kadar net görüntüler vermez. Bu durum da, Ahmet Haşim’in yaratmak istediği şiir dünyasına uygun düşmektedir. Onun yarattığı dünyadaki görüntüler, gerçekten

de sanki bir durgun suya yansıyan şekiller gibi, tersyüz edilmiştir ve netlikten uzaktır.

Akşamın ortaya çıkardığı renk ve görüntü zenginliği içinde Haşim’in suyun yüzünde gördüğü “bir sırrna kemer’tdir: Haşim, aslında “sırma” kelimesini bu şiir dışında hemen hiç kullanmamıştır. Akşamın kızıllığını

altın rengi ile ele aldığı şiirlerin çokluğuna karşılık, burada sırrna gibi, haddeden geçirilmiş gümüş veya altın yaldızlı tel anlamında kullanılan bir kelimenin tercih edilmesi dikkat çekiyor. Her şeyden önce, sırrna bir

hat boyunca uzayıp giden altın. renkli bir çizgiyi akla getiriyor. Ancak şiirde”sırma” “kemer’lin sıfatı olarak kullanılmıştır. Yani şair, akşam suya baktığında, altın yaldızlı bir sırrna kemere benzeyen bir görüntü algılamıştır denebilir. Suya yansıyan “sırrna kemer” ise, bir gölün kıyısında bulunan

dağların ya da ağaçların suda bıraktıkları akis olarak yorumlanabilir.

Bu da Haşim’in şiirde bir resim duygusu uyandırrnak istediğini düşündürüyor. Tabii “sırrna kemer” tamlamasının görüntüyü çağrıştırmaktan başka bir anlamının bulunduğu da düşünülebilir. Kemer kelimesi,

yay (kavs, keman) kavramı içinde düşünülecek bir anlama sahiptir. Nitekim Osmanlıcada “mukavves” kelimesi “kemerli anlamında kullanılmıştır. Kemer’in taşıdığı bu anlamı düşündüğümüzde, “sırrna kemer”in gerilmiş

yayı hatırlatacak şekilde ele alındığını söyleyebiliriz. Nitekim şiirini~ yayımlanışında bulunan; fakat sonradan Haşim tarafından çıkarılan “Ustümde sema kavs-i mutalsam” dizesinde de “kavs-i mutalsarn” tamlaması,

yay kavramını bir kez daha vurgulamaktadır. Suya yansıyan “sırrnakemer”, suyun görüntüyü ters olarak yansıtması dolayısıyla, yayın gerili kirişinin ifadesi şeklinde değerlendirilebilir. Yayın ikinci parçası ise, kıyıdan

yükselmekte olan dağlar veya bir kavis oluşturan ağaçlardır. Yay ve kamış kavramları da başka bir dünyaya geçme düşüncesini destekleyen bir anlam alanına sahiptir.

Kısaca . Haşim, güneş pattıktan sonra suya yansıyan kızıllığı bir sırrna kemere benzetmekle, gerilmiş bir yay düşüncesine de gönderme yapmış ve böylece yayın oku havaya fırlatma özelliğinden yararlanarak başka bir Aleme geçme arzusuna uygun bir anlam genişliği sağlamıştır, denebilir.”Bir Günün Sonunda Arzu”nun açıkça bir arzu bildiren tek cümlesi son dizede yer almaktadır:

Göllerde bu dem bir kamış olsam!

Şairin “dem”den kastettiği ilk olarak akşam vaktidir. Aynı zamanda “dem’tin Arapçada kan anlamına gelmesi, Haşim’in kelimeyi sadece vakit değil, akşamın rengini çağnştırrnası dolayısıyla tercih ettiğini düşündürüyor,

Şair, akşamın yarattığı atmosfer içinde tıpkı kuşların yaptığı gibi, alemlerimizden sefer eylemek, suyun üstünde gördüğü ve “sırma kemer” olarak nitelendirdiği yansımanın çağnştırdıklanndan yola çıkarak göllerde bir “kamış” olmak istemektedir. Kuşların uçma yeteneğine sahip bulunmalannın verdiği kıskançlıkla şair, “kamış”ta kendini bu dünyanın gerçeklerinden uzaklaştıracak, deyim yerindeyse gökyüzüne çıkaracak bir sembol özelliği bulmuştur. ‘Kamış, burada rastgele seçilmiş bir kelime değildir. tık olarak Haşim’in bu kelimenin Divan edebiyatında kullanılan anlamlannı dikkate aldığı söylenebilir. Aynca “kamış”, Ahmet Haşim’in bu şiirinde yeni bir anlam daha kazanmıştır.

Divan edebiyatının mazmunlar dünyası içinde “kamış”, tasavvufi edebiyattan alınmış ve hemen daima “ney” ile birlikte kullanılmış bir kelimedir. Mesnevi’nin başlangıcındaki ilk on sekiz beytin “ney”e ayrılması, tasavvuf edebiyatında “ney”e ve “kamış”a ve ne kadar önem verildiğini göstermektedir:

Dinle bu ney nasıl şikayet ediyor; aynlıklan nasıl anlatıyor. Diyor ki: Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek deağlayıp inlemiştir, kadın da. Aynlıktan şahrem-şahrem olmuşbir gönül isterim ki iştiyak derdini anlatayım ona. Aslından uzak. kalan kişi, gene buluşma zamanını arar”.

Mesnevi’yi şerh edenler, ney mazmununu “insan-ı kamil” olarak açıklamışlardır. O, birlik kamışlığından geçmiş, gerçek varlıkta var olmuştur. Ondan çıkan her ses Tann ihtiyannı bildirir. Fakat görünüşte sıfatlarla, fiillerle kayıtlıdır. Bu bakımdan dünyadaki cezasının bitip İlahi varlıkta bir olmayı özlels İnlemesi ve “Vücud-ı Mutlak”tan ayn olmasından dolayıdır. Neyden çıkan sesler de Allah adını tekrarlamaktadır:

Sanmanuz siz beni kim gugu direm

Belki ya ha dimezem “ha ha” direm

 

Ney’in yapıldığı. kamışın ortaya çıkışıyla ilgili olarak, tasavvuf edebiyatında bir hikaye anlatılmaktadır. Buna göre’ Hz. Muhammed, Hz.Ali’ye İlahi sım açmış ve kimseye söylememesini tenbih etmiş. Hz. Ali, bu sım taşıyamamiş ve kör bir kuyuya söylemiş:

Varuban çôha ‘AIf bir “ha” didi

Özge sırlardan ne ol ne bu didi

eaş iş u şuriş idüp çôhun suyı

Cünbişe girdi ‘AIf kimi kuyı

Bitdi bir neyanda ol “ha”dan

Olup ol çôhun suyı ol demde kan

Pes budur ney didügi “ha ha” müdôm

Dimedügi hiç ga gu iy humôm”

Bir gün adamın biri (ya da bir çoban) bu kamışı kesmiş ve üstüne delikler açarak neyi üflemeye başlamış.

Ahmet Haşim’in,  göllerde akşamın kızıllığı içinde. bir kamış olmak isterken, ortak İsHim kültürünün kamışa ve neye ait çağrışimlar dünyasını dikkate almış olduğunu düşünmek hiç de yanlış değildir. Ahmet Haşim de, kamış olmayı isterken eski edebiyattaki ney mazmununa yakın bir anlamı kastediyor. Ney, “Mutlak Varlık”tan koparıldığı için inliyordu. İlahisım söylüyordu. Haşim’de tasavvufi endişenin bulunduğunu söylemek

güçtür; ancak o da tıpkı ney ya da “hü” sırrına ermiş kamış gibi kendini bu dünyaya ait hissetmemiştir. Şiirlerinde sürekli mevcut olup olmadığı bilinmeyen “O Belde”yi aramıştır.

. “Bir Günün Sonunda Arzu”da kamışın, yukarıda açıklanan ve ortak. Islam kültürünün oluşturduğu çağnşımları ile birlikte, bu. Çağrışımları daha da zenginleştirdiğini düşündüğüm bir başka anlamı daha söz konusuedilebilir. Yukanda “sırrna kemer” imgesinden söz edilirken, bunun göl kıyısından akşam güneş battıktan sonra suya yansıyan görüntü oluşunun dışında gerili bir yaya benzetilebileeeği üzerinde de durulmuştu. Şiirlerinde izlenimlerle yapılmış resim özelliğini her zaman gördüğümüz Ahmet Haşim, “Göllerde bu dem bir kamış olsam” derken, bence kamışın görüntü olarak değerinden de yararlanmıştır. Ortak İslam kültüründe kamış, ses

olarak İlahi sım açıklıyordu; Haşim’de ise kamış görüntüsünün gerili bir yayın ortasında yükselen ve insana bu dünyadan atılma düşüncesini veren bir oku çağnştırdığını da düşünebiliriz. Şiirin sonradan çıkarılan “Ustümde

sema kavs-ı mutalsam” dizesi ve “Bir sırma kemerdir suya baksam” dizesinin ima ettiği gerili yay görüntüsünü tamamlayacak olan yaya takıl bir oktur. Suyun üstünde gökyüzüne doğru dik olarak uzayan kamışlar

ise, bu ok imgesini vurgulayabilme özelliğine sahiptir. Kısacası bir günün sonunda kamış olma arzusu, kamış kelimesininyarattığı çağnşımlar ile, başka bir aleme göç teminin vurgulanmasımn bir ifadesi şeklinde değerlendirilebilir. Haşim, ilk olarak kamışı eski kültürümüzdemazmunlaşan anlamıyla, kelimenin etrafında oluşan telmih öğeleriyle birlikte düşünmüş olmalıdır. Çünkü tasavvuf anlayışında da kamış,nam sırlara sahip bir bitki olarak değerlendirilmişve ondan yapılan ney,Mutlak Varlık’tan ayn oluşunun yarattığı özlemi terennüm eden bir çalgısayılmıştır. Haşim, kamış olmayı isterken, kuşkusuı, bu dünyanın Tann’da bir olmaya engel olduğunu düşünen tasavvuf ehliyle aym anlayışasahip değildir. Fakat tasavvuf anlayışının kamışa yüklediği “MutlakVarlık”a özlem düşüncesini Haşim, yaşamlan dünyadan hoşnutsuzluk ve başka bir aleme özlem düşüncesine yakın bulmuş olmalıdır. Aynca kamışta kendini bu dünyanın çirkinliklerinden uzaklaştıracak, “O Belde”ye fırlatacak bir araç olma özelliği bulduğu da düşünülebilir. Şiirin son bendinde yaratılan tabloya bakıldığında, akşamın kızıllığında gölün üzerine yansıyan görüntülerin gerili bir yaya ve gölün üstünde gökyüzüne doğru uzanan kamışların da oka benzetildiği söylenebilir.

Sonuç olarak “Bir Günün Sonunda Arzu”, hiçbir şey anlatmayan bir şiir değildir. Haşim, bu şiirinde de en çok ele aldığı bir temi, başka ve hayalde yaşatılan bir aleme gitme arzusunu, .kendisine o dünyaya geçme ortamı

yarattığına inandığı zaman ve mekan öğelerini de dikkate alarak,”kamış” sembolü aracılığıyla dile getirmiştir. Şiir, Haşim’e özel şiir dilinin yarattığı imgelerin zenginliği ve çok boyutluluğuyla, okuyucunun estetik yaşantı beklentilerine fazlasıyla cevap vermektedir. )

Kaynak:

1Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Haşim Şiiri ve Hayatı. Hilmi Kitabevi, İstanbul 1963,

s.57. (Bu baskıdaki şiir alınnlarında vezni dikkate almayan bir imla anlayışı var.)

2 Ahmet Haşim, “Bir Günün Sonunda Arzu”, Dergôh, 15 Nisan 1337, C.I, S.l, s.7

3 Abdülhak Şinasi Hisar, Age., s.62 vd

4 Dergah, 5 Ağustos 1337, c.ı, S.8, s.113-114

5 Abdülhak Şinasi Hisar, Age, s.150-151

Türkoloji Dergisi, Ankara Üniversitesi DTCF Yay., C.12, S.1, Ankara 1997

‘,190 MUSTAFAAPAYDıN

8 Dr. Necdet Bingöl. “Haşim’in Şiirlerinde Renkler”. Tilrkoloji dergisi, 1973, C.V.

S.L, s.67-71

9 Ag Mkl., s.68

10 AhmetHaşim, Age.,s. 92

11 Asım BeZİrcİ, Ahmet Haşim Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Seçme Şiirleri. İnkılap Kitapevi, İstanbul 1986, s.I94 .

12 Age., s.l94

13 Kenan Akyüz, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi; DTCF Yayınlan, Ankara, 1953,

s.550

14 Atina Ozkınınlı, Ahmet Haşim, Tok.er Yayınlan, İstanbul 1975, s.l24

15 Ömer Demircan, Türkiye Türkçesinin Ses Düzeni Türkiye Türkçesinde Sesler, TDK

Yayınları, Ankara 1979.8.75

16 AhmetHaşim, Age., s.ıo3

17 Age., s.165

18 Dr. İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü. 2. Basım, Akçağ Yayınları,Ankara, tarihsiz, s.194

19 Bu konuda Haşim’in “Ay” adlı yazısı dikkat çekicidir. (Ahmet Haşim. Bize Göre,2. Baskı, Semih Lütfi Kitapevi, Istanbu11960, s. 30-31)

20 Ahmet Haşim, Age., 5.139

21 Abdülhak Şinasi Hisar, Age., s.179

22 Ahmet Haşim, Age., s.75-76

23 Ahmet Haşim, Age., s.ISI

24 Abdülbaki Gölpınarlı, Mesnevı Tercemesi ve Şerhi. Cil-Il, 2. Baskı, İnkılap ve Aka Yayınları, İstaribul1981, s.14

25 Age., s. i ~. .

26 Dede Omer Rüşeni, lfeyru1me. Hazırlayan: Yrd. Doç, Dr. Mustafa Uzun, Doçentlik Çalışması, Marmara Universitesi İlahiyar Fak. Bilgi ışlem Merkezi, İstanbul1990, s. 9

27 Age., s.35

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: